Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Arıcılığın Dünya Üzerindeki Önemi
#1
İçinde bulunduğumuz asırda, insanlar artık tükettikleri ihtiyaç maddelerinin hangi şartlarda üretilerek kendilerine sunulduğunu araştırma gereksinimini iyiden iyiye hissetmektedirler.

Arı ve Arı ürünlerininde aynı elemelerden geçtiği 2000’li yıllarda, ülkemizin arıcılık alanında gerekli dez avantajları kullanamadığı kanaatindeyim.

Markalaşmak, hangi markalaşmak?

Kayıt altına almak, hangi kayıt?

Analiz yapmak, hangi analiz cihazları ile analiz yapmak?

Glikoz ve şekerden yaptırdıkları ballarla kendi iç pazarlarımızı çekilmez hale getiren bazı kendini bilmez arıcılar, sadece kendi vatanlarının güvenilir olmadığını farkına varmadan yansıtmaktadırlar.

Uluslar arası arı ürünleri pazarlarında ise ihracat payımızın hızla düşmesine ve dürüst üretim yapın arıcı meslektaşlarımızın da ekonomik bakımdan sıkıntıya düşmelerine sebep olmaktadırlar.

Orantılama yaptığımız zaman, yurdumuzda halen arı denince bal demek olduğu imajı haala devam etmektedir.

Oysa arının diğer ürünlerinin olduğu bilinen bir gerçektir. Örneğin Japonya da arı sütünün tablet haline dönüştürülerek insanların daha kolay ve cazip bir şekilde insanların tüketimine sunduklarını bilmekteyiz.

Çocukların gelişme çağlarında yedirilen balların içinde bulunan erimiş haldeki polenlerin alerjik reaksiyonlara sebep olacağından, yurdumuzun Ege ve Marmara bölgelerinde üretimi yapılan çam balımızın çocukların tüketiminde ne kadar kıymetli olduğu henüz tam anlamıyla anlaşılamamış veya insanların bu konu hakkında yeterli bilgilendirme programları yapılamamıştır.

Bazı yöre veya yaylalarımızda yoğun halde tek bir bitki türlerinden elde edilen balların, harmanlama sistemiyle değil de kendi kategorilerinde ayrı, ayrı hasat edilerek faydalı olduğu alanlarda tüketime sunulması çok önemlidir.
Çin ve Amerika da bahar mevsiminde toplanan polenlerin ağaç ve bitki türlerine göre stoklama yapılarak, insan sağlığı için gerekli rahatsızlıklara tavsiye edildiği bilgisinden yola çıkacak olursak, yurdumuzda bu alanda da yapılacak çok şeylerin olduğu ortaya çıkacaktır.

Avrupa ülkelerinden kozmetik alanında ithal edilen ürünlerin Hammade kaynağı olan propolisin üretimini bir yana bırakın ismi ve kullanıldığı alanlar ülke arıcılarımız tarafından henüz bilinmemektedir.

Üniversitelerimiz de arıcılık alanında görev yapan bilim adamı ve akademisyenlerimizin böylesi kıymetli bir arı ürününün üzerine neden eğilmediklerini hala anlamış değiliz.

Propolis sadece kozmetik sanayinin Hammade'lerinden biri değil aynı zamanda antibiyotik özelliği taşımaktadır.
Gerek kozmetik sanayinde' ki ürünlerin içinde bulunan, gerekse antibiyotiklerin içinde bulunan propolis üretimini ve üretenleri desteklemek yurt ekonomimize zarar getiriyor olsa gerek ki; bilim adamlarımız ve akademisyenlerimizden hiçbir ses seda çıkmamaktadır.

ÖRNEK: Almanya nın altın madeni olmamasına rağmen dünya altın pazarındaki payı inanamayacağınız kadar yüksek limitlerdedir. Peki hiç kendi kendinize altın madeni olmayan bir devletin dünya altın pazarına böyle yüksek miktarlarda altını nerden bulup sunduğunu ve ülke ekonomilerine büyük oranda katkıda bulunduklarını nasıl inkar edebiliriz.

Dünyanın neresinde altın madeni bulunuyorsa, Altın alanındaki alman bilim ve teknik adamların orada ortaya çıktıklarını ve işletme ve üretim dallarının tamamında iştirakçi olmaktadırlar.
Bir espri olsun ancak gerçek yönü daha ağır basar kanaatiyle, yoksa Almanlar veya diğer girişim alanlarındaki ülkelerin bilimsel ve teknik insanları 9 ayda doğmamışta l2 ayda dünyaya gelmiş gibi, gibi, ne dersiniz????????????????????????

Konumuza tekrar dönecek olursak, dünyamız artan ileri teknoloji, ulaşım ve iletişim imkanları sayesinde tabiri caizse bir bilgisayar tuşu seviyesine indiğini hepimiz bilmekteyiz.

Kullanım sistemleri bilinçli bir şekilde kullanıldığında öncelikle ülke ekonomimize ve insanlığa büyük hizmetler yapılacaktır.
Yıllar önce arıcılık konularını toplu halde bulabileceğimiz kitap ve yayın araçları parmakla gösterilecek kadar az olmasına rağmen günümüz arıcılığının İnternet ortamında sınırsız bilgi alış veriş ortamı sağlanmaktadır.
Hal böyle olunca, dünya üzerinde arıcılık sektörünün nasıl bir işlerlik gösterdiğini de yakından izleme imkanı doğmaktadır.

Türkiye arıcıları olarak dünya üzerinde olup biten arıcılık sistemlerini ve arı ürünlerinin nasıl pazarlandığını takip etmekte arıcı meslektaşlarıma düşmektedir. Bilinen bir gerçek var ki, dünya arıcılık sektöründeki yenilikleri vaktinde araştırıp, öğrenip uygulayamayanlar maalesef istedikleri düzeyde üretim elde edemeyince yeterli gelir elde edememektedirler.

Dünya üzerindeki iklim şartlarının istenilen düzen ve tertipte devam etmediği de yazılı ve görsel yayınlardan öğrendiğimiz kadarıyla yine bilinen bir gerçektir.
Küresel ısınma, ozon tabakasındaki tahribat, tarım alanların genişlemesi, arı meralarının ıslah edilmemesi, seyyar arıcıların konaklama sıkıntıları, kimyasal ilaç kullanımının artması, bilinçsiz vitamin ve antibiyotik kullanımı gibi olumsuz gelişmelere birde yeterli teknik bilgilerden yoksun arıcıları ekleyecek olursak; yapılması gerekenlerin ne kadar çok olduğunu anlayacaksınız.

Bilimsel araştırmaların dev adımlarla ilerlediği günümüzde arı ve arı ürünlerinin kıymeti daha iyi anlaşılmaya başlamıştır.
Arılardan elde edilen tüm ürünlerin, henüz yurdumuzda yeterince önemi anlaşılamamasına rağmen, arıcılıkla ilgili bilimsel araştırma yapan gelişmiş ülkelerde arı ürünlerinin tamamının kullanılmakta olduğu bilinmektedir.
İnsanlar artık tamamen doğal, özellikle günümüzde adına organik üretim denilen standartlarda üretilen ürünlere rağbet etmeye başlamıştır.

İnsan sağlığıyla yakın bağlantısı olan bal, polen, arı sütü (royal jel) nün dünya piyasasına sunulması ve yeterli ihracat payımızın elde edilebilmesi için, yapılacak fizibilitasyon çalışmalarımıza hız kazandırmak zorundayız.
Konularımızda sürekli olarak yurdumuzda dört mevsimin aynı anda yaşandığı avantajı belirtik. Böylesi mükemmel mevsim ve bitki türlerinin bulunduğu ülkemizde, arı ürünlerinin üretimi konusunda sürekli eğitim seminerlerine ve yeterli bilgi donanımına sahip teknik personele çok önem verilmelidir.
Eğitimli ve teknik personel derken, masa başında oturup ahkam biçenler değil, arıcı meslektaşlarımızı arazide ziyaret ederek problemlerini yerinde çözen personel demek istiyorum.

Dünyanın bir çok ülkelerinden yurdumuza ithal edilen arı ürünlerinin, ülke ekonomimizi ne kadar olumlu gelişme sağlayacağı düşündürücüdür.
Özellikle ithal edilen arı ürünlerinin tam teşekküllü bir inceleme ve yetkili kurumlar tarafından verilen raporlar altında olup olmadığda ayrı bir itina meselesidir.

Gerekli mevsim avantajı ve bitki zenginliği bakımından yurdumuzun arıcılık hususunda dünya devletleri arasında gerekli yer ve önemi alabilmesi için bilimsel veri tabanları üzerinde yürümekten başka çaremiz yoktur.
Şimdi eko denge ile Arıların bağlantılarına geçelim.
İlk baharın gelişi ile faaliyete geçen arılar, meyve, sebze, bahçe bitkileri, doğal ortamdaki bitki türleri ve seracılık alanlarında gereken tozlanma (Dölleme) görevlerini yaparak, tabiatta bulunan bitki ve çiçek türlerinin devam edebilmesi için gereken çiftleştirme görevlerini üstlenmişlerdir.

Malumunuz, narenciye bahçelerinde meyve veren yani (Dişi) ağaçların meyvelerinin sıhhatli bir şekilde oluşabilmesi için, narenciye bahçelerinde meyve veren ağaç sayısına orantılı olarak turunç dikilmektedir.
İşte bu noktada arılar turunçlardan almış olduğu erkek tozları, dişi özelliği taşıyan çiçeklere götürgetir işlemleri sırasında çiçeklerin döllenmesini sağlamaktadırlar.

Birçok batılı ülkelerde meyve, sebze özellikle yonca üreticileri arıcıları, kovan başına belirli bir ücret ödeyerek arazilerinin içinde konaklatmaktadırlar.
İtiraf edelim ki batıdaki meyve, sebze ve yonca tarımıyla uğraşanlar, arıların bu alanda yapmış oldukları icraatların farkındadırlar. Maalesef yurdumuzdaki bazı narenciye veya başka tarım kollarıyla uğraşan çiftçilerimiz, Bal arılarının, meyve ve sebzelerin çiçeklerini, daha da ileri giderek meyvelerini yediklerini ile sürerek arıcılarımızı taciz etmektedirler.

Dünya üzerindeki eko dengeyi, baharın gelmesiyle üstlenip son bahara kadar da eksiksiz bir şekilde devam ettiren, gerek yabani arıların gerekse bal arılarının kıymetinin bilinmesi ve halkımızın bu konularda bilinçlendirilmesi hususunda devletimize de çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Yakın geçmişte Ege bölgemizde doğal ortamda yaşayan ve sera işiyle uğraşan çiftçi vatandaşlarımızın da çok ihtiyaçları olduğu BOMBUS arılarımızın Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerine mensup kişi veya kişiler tarafından toplanarak ülkelerine götürdüklerini ve kurmuş oldukları laboratuvar ortamlarında üretimini yaparak seracılıkla uğraşan vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere, hizmetlerine sunmaktadırlar.

Bundan sekiz, on yıl önce bir adet bombus arısının fiyatının o günlerde geçerli olan TL bazında 40 milyona (40 YTL’ye) satıldığına şahit olmuştum.
Artık dünya, seracılık sektörü sayesinde mevsim çıkmazlarını aşmıştır. Farkındasınız dır, manav veya marketlerde dört mevsimi kapsayan sebzelere seracılık sayesinde kesintisiz rastlama imkanı doğmuştur.

Her ne kadar seralardaki döllenmeleri, ilaçlarla da yapanlar varsa da, BOMBUS arılarının hiçte küçümsenmeyecek oranda kullanıldığı bilinmektedir.
Böylesine kıymetli bir arı çeşidinin, doğal ortamda ve ülkemiz sınırları içinde olması büyük bir nimettir.

Bu arı çeşidini gerekli doğal ortam eş değerinde kurulacak alanlarda üretimi yapılarak dış ülkelere ihracatı yapılabilir ve büyük oranda maddi girdiler elde edilebilir.

Bombus arılarımızın yurt dışına kapış, kapış misali götürülmesi hiçbir yetkili tarafından duyulmuyor mu acaba?
ARININ ZAYIFI OLMAZ ARICININ ZAYIFI OLUR.
ahmetbirbilen46@hotmail.com
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi